Çekya’da bir manastırda yazıldığı düşünülen bu dev kitap, yalnızca boyutlarıyla değil içeriği ve arkasındaki karanlık efsaneyle de dikkat çekiyor. Kitabın içinde İncil metinlerinden tarihsel kroniklere, tıbbi bilgilerden büyü ve şeytan çıkarma dualarına kadar birçok farklı metin yer alıyor. Ancak Codex Gigas’ı asıl ünlü yapan şey, sayfalarından birinde bulunan devasa şeytan tasviridir. Bu yüzden Codex Gigas yüzyıllardır “Şeytanın İncili” olarak anılır.

Bugün hâlâ bilim insanları, tarihçiler ve araştırmacılar Codex Gigas’ın nasıl yazıldığı, gerçekten tek bir kişi tarafından mı oluşturulduğu ve arkasındaki efsanenin ne kadarının gerçek olduğu konusunda tartışmaya devam ediyor. Bu sıra dışı el yazması hem Orta Çağ kültürüne dair önemli ipuçları barındırıyor hem de gizemini koruyan nadir tarihi eserlerden biri olmayı sürdürüyor.

Codex Gigas nedir?


Codex Gigas, 13. yüzyılın başlarında yazıldığı düşünülen devasa bir Orta Çağ el yazmasıdır. Latince yazılmış olan bu eser, dünyanın en büyük korunmuş el yazmalarından biri olarak kabul edilir. Kitabın boyutları oldukça dikkat çekicidir. Yaklaşık 92 santimetre yüksekliğinde, 50 santimetre genişliğinde ve 22 santimetre kalınlığındadır. Ağırlığı ise yaklaşık 75 kilogramdır. Bu boyutları nedeniyle tek bir kişinin kitabı taşıması bile oldukça zordur.

Kitabın sayfaları hayvan derisinden yapılmıştır. Araştırmacılar kitabın tamamının hazırlanması için yaklaşık 160 hayvan derisinin kullanılmış olabileceğini tahmin ediyor. Günümüzde Codex Gigas toplam 310 sayfadan oluşmaktadır. Ancak bazı sayfaların tarih boyunca kaybolduğu ya da çıkarıldığı düşünülüyor.

Codex Gigas yalnızca büyüklüğüyle değil içerdiği metinlerin çeşitliliğiyle de dikkat çeker. Kitapta Eski ve Yeni Ahit metinleri, tarihsel kronikler, çeşitli tıbbi bilgiler, büyü ve şeytan çıkarma ritüelleri gibi oldukça farklı konular yer alır. Bu yönüyle Codex Gigas, Orta Çağ dünyasının bilgi anlayışını ve kültürel yapısını yansıtan önemli bir kaynak olarak kabul edilir.

Codex Gigas’ın ününün büyük bir kısmı, arkasındaki ürkütücü efsaneden kaynaklanır. Rivayete göre kitabı yazan kişi bir Benediktin keşişiydi ve ciddi bir suç işlediği için manastır tarafından ağır bir cezaya çarptırılmıştı


resim
Bu ceza, keşişin canlı canlı duvar örülerek manastırın içine hapsedilmesiydi. Keşiş bu korkunç kaderden kurtulmak için manastır yetkililerine bir teklif sundu. Bir gece içinde insanlık tarihinin en büyük kitabını yazacağını ve bunun manastırın şanını sonsuza kadar yükselteceğini söyledi. Ancak gece ilerledikçe keşiş bunun imkânsız olduğunu fark etti. Bunun üzerine şeytanı çağırarak onunla bir anlaşma yaptığı söylenir.

Efsaneye göre şeytan keşişe yardım etmiş ve kitabın tek bir gece içinde tamamlanmasını sağlamıştır. Keşiş de teşekkür etmek için kitabın bir sayfasına devasa bir şeytan portresi çizmiştir. Bu nedenle Codex Gigas uzun yıllardır “Şeytanın İncili” olarak anılır.

Codex Gigas yalnızca bir İncil kopyası değildir. Aslında içinde oldukça geniş bir bilgi yelpazesi bulunur. Bu da kitabı Orta Çağ’ın en kapsamlı el yazmalarından biri hâline getirir.

Kitapta Eski ve Yeni Ahit’in tam metinleri yer alır. Bunun yanı sıra dönemin önemli tarihçilerinden biri olan Flavius Josephus’un Yahudi tarihi üzerine yazıları da Codex Gigas’ta bulunmaktadır. Ayrıca Bohemya bölgesinin tarihini anlatan kronikler de kitapta yer alır.

dikkat çeken kısımlarındandır. Bu bölümlerde hastalıkların tedavileri, bitkisel ilaçlar ve çeşitli sağlık önerileri bulunur. Orta Çağ’da tıp ile dinî inançların iç içe olması nedeniyle kitapta büyü ve şeytan çıkarma ritüelleriyle ilgili metinler de yer alır. Bu farklı içerikler, Codex Gigas’ın yalnızca dinî bir eser olmadığını; aynı zamanda dönemin bilgi birikimini tek bir kitapta toplama amacı taşıdığını gösterir.

Codex Gigas’ın en dikkat çekici özelliği kuşkusuz içindeki dev şeytan çizimidir


resim
Kitabın ortalarında yer alan bu sayfada büyük bir şeytan figürü tek başına resmedilmiştir. Şeytanın yeşilimsi bir cilde sahip olduğu, kırmızı pençeleri bulunduğu ve başında boynuzlar olduğu görülür. Figür aynı zamanda hayvan kürkü giymiş gibi tasvir edilmiştir.

Bu çizim Orta Çağ el yazmalarında oldukça sıra dışı kabul edilir. Çünkü o dönemde şeytan genellikle daha küçük ve sembolik şekilde çizilirdi. Codex Gigas’taki figür ise neredeyse tüm sayfayı kaplayacak kadar büyüktür.

İlginç bir detay da şeytanın bulunduğu sayfanın karşısında Tanrı’nın krallığını temsil ettiği düşünülen bir cennet tasvirinin yer almasıdır. Bu durum, iyilik ve kötülük arasındaki karşıtlığı simgeliyor olabilir.

Ancak bilim insanlarına göre kitabın bir gecede yazılması imkânsızdır. Yapılan hesaplamalar, bir keşişin bu büyüklükte bir eseri yazmasının en az 20 ila 30 yıl sürebileceğini gösteriyor. Bu da efsanenin gerçek olma ihtimalini oldukça zayıflatıyor.

Yine de kitabın hazırlanması için gereken emek ve zaman düşünüldüğünde, Codex Gigas’ın Orta Çağ’daki en etkileyici el yazmalarından biri olduğu konusunda herkes hemfikirdir.

Ancak manastır zamanla ekonomik sorunlar yaşamaya başlayınca kitap başka manastırlara taşınmıştır. Daha sonra eser Prag’daki imparatorluk koleksiyonuna dahil edilmiştir. Ancak 1648 yılında gerçekleşen Otuz Yıl Savaşı’nın son döneminde İsveç ordusu Prag’ı yağmalamış ve Codex Gigas savaş ganimeti olarak İsveç’e götürülmüştür.

Bugün Codex Gigas hâlâ İsveç’te korunmaktadır ve Stockholm’deki İsveç Ulusal Kütüphanesi’nde saklanmaktadır. Kitap zaman zaman sergilenmekte ve dijital kopyaları araştırmacılar tarafından incelenebilmektedir.

Codex Gigas’ın bu kadar ilgi çekici olmasının birkaç nedeni vardır. Öncelikle boyutları gerçekten olağanüstüdür ve Orta Çağ teknolojisiyle böyle bir kitabın hazırlanması büyük bir çaba gerektirir. Ayrıca kitabın tek bir elden çıkmış gibi görünmesi de araştırmacıları şaşırtmaktadır.

Bunun yanı sıra şeytan figürü ve kitabın arkasındaki efsane, eserin popüler kültürde de sık sık anılmasına yol açmıştır. Birçok kişi için Codex Gigas yalnızca tarihî bir kitap değil, aynı zamanda gizemli bir hikâyenin parçasıdır.

Kitabın gerçekten şeytanın yardımıyla yazıldığına dair somut bir kanıt olmasa da bu hikâye Codex Gigas’ın gizemini daha da büyütmüştür.

Bugün Codex Gigas hem tarihçiler hem de meraklı araştırmacılar için önemli bir kültürel miras olarak kabul edilir. Bu eser yalnızca Orta Çağ’ın bilgi dünyasını değil, aynı zamanda insanların bilinmeyene duyduğu merakı da gözler önüne serer. Belki de Codex Gigas’ı bu kadar büyüleyici kılan şey tam olarak budur: içinde sakladığı sırların hâlâ tam anlamıyla çözülememiş olması.