Forumtagram Genel Forum Sitesine Hoş geldiniz!

Foruma Üye Olmadan, Konu açamaz, Yorum yapamaz ve Üyelerimizle Etkileşimde Bulunamazsınız. :)

Üye Ol!

Atatürk’ün çocukluğu ve ailesi

Katılım
2 ay 1 gün
Mesajlar
1,447
Tepkime puanı
608
Konum
Yıldızlardan
Mustafa Kemal Atatürk'ün biyografisi


Çocukluğu ve ailesi

Ali Rıza Bey, ailesini de yanına katarak Selanik’e göç etmişti. 93 Harbi sırasında (1877-1878) yerel birliklerde teğmenlik yapan Ali Rıza Bey, burada gümrük memurluğu ve kereste ticareti yaptı. 1871’de, Gümrük Muhafaza Teşkilatı’ndaki memurluğu sırasında Selanik’in Batısında, Langaza’da yaşayan çiftçi bir ailenin 14’ündeki kızı Zübeyde Hanım ile evlendi. Ali Rıza Efendi’nin hayallerinde sarı saçlı mavi gözlü bir kızla evlenmek varken, siyah saçlı, bakışları derin mavi gözlü bu kıza sevdalanmıştı. Yeni Kapı Mahallesi’nde bir eve yerleşmişlerdi. 1872’de ilk “Fatma” adını verdikleri ilk çocukları bu evde geldi dünyaya. 1874’te “Ahmed”,1875’te de “Ömer” geldi. Ömer doğduğunda ablası Fatma, dönemin kuşpalazı salgınına yakalanmıştı ve çok geçmeden 3 yaşında hayata gözlerini kapadı.

1876’da, Ali Rıza Efendi, Selanik’te Asakir-i Milliye taburunda subay olmuştu. Tayini Yunanistan sınırında Çayağzı ya da Papaz Köprüsü diye anılan ıssız, dağlık, Yunan eşkıyalarının herkesi haraca bağladığı bir geçide çıkmıştı. Buraya ailecek taşınmışlardı. Ahmed 9, Ömer 8 yaşındaydı ki, burada yine kuşpalazından sebep yumdular hayata gözlerini…

Ali Rıza Efendi, daha sonra kereste ticareti yapmaya başladı. Ticaret işi tutmuştu, artık gelir düzeyleri daha iyiydi. Zübeyde Hanım ile birlikte Selanik’te Islahane semtinin Ahmet Subaşı Mahallesi’nde bir eve taşındılar. Bu ev, gün gelecek Lozan Antlaşması ile kaybedilecek ve 1937’de, Selanik Belediyesi tarafından Atatürk’e hediye edilecekti. Ölümünden sonra da müzeye dönüştürülecekti.

Bu üç katlı evde, 1881’de Mustafa geldi dünyaya. Nasıl büyük bir umuttu kaybettiklerinden sonra. Ali Rıza Efendi, çocukken kazayla beşikten düşüp ölümüne sebep olduğu kardeşinin adını vermişti oğluna. Onu hiç unutamamıştı. 1885’te de “Makbule” adını verdikleri bir kız çocukları oldu. 1889’da da “Naciye” doğmuştu; ancak o da Mustafa’nın Harp Okulu’nu bitirdiği yıl vereme yenik düşecekti…

Zübeyde Hanım, Naciye’ye hamileyken Ali Rıza Efendi de yummuştu hayata gözlerini. Ölüm, ailenin üzerinde derin bir nefes gibi geziniyordu. Şimdi Zübeyde Hanım üç çocuğu ile kalakalmıştı. En büyükleri Mustafa daha 8’inde bile değildi. Zübeyde Hanım, çocukları alarak abisi Hüseyin Bey’in Langaza’daki çiftliğine gitti. Babasının evinden sonra büyümekte olan Mustafa’yı burada yeni bir hayat bekliyordu…

Mustafa ve kardeşi Makbule, dayılarının çiftliğinde kulübede oyunlar oynayarak büyüdü. İki kardeşin en sevdiği oyun kargaları kovalamaktı. Kargalar ekinleri yemesin diye onları kovalıyorlardı. Aslında bunu dayısı bir iş olarak veriyordu Mustafa’ya. Köy hayatına adapte olmaya çalışırken pek çok vazifede dayısına yardımcı olmaya çalışıyordu. Ama Makbule ile en sevdikleri tarla bekçiliği idi. Kargaları bu sırada kovalıyorlardı çünkü. Çocukluklarının en enfes anıları arasındaydı. Genelde çocukluğunun yoksulluk içinde geçtiği anlatıldı hep. Oysa Mustafa, yıllar sonra Armstrong adlı bir biyografi yazarına verdiği röportajda baba evi ile ilgili yaptığı şu açıklama kayıtlardaydı:

“Ben yoksul çocuğu değilim. Babamın ormanları vardı. Kereste ticaretinden zengin olmuştu. Bu yüzden eşkıyalar tarafından kaçırılmıştı. Annem de bir köylü kadını değil.”

Zübeyde Hanım, abisine yük olmak istemiyordu. Üstelik dul bir kadın olmanın yükü de pek hafif değildi. Bunun için ikinci evliliğini yapmaya karar verdi ve Selanik Gümrükler Başmüdürü Ragıp Bey ile evlendi. Ragıp Bey’in de ilk evliliğinden dört çocuğu vardı. Mustafa, aslında sonraları Ali Fuat Cebesoy’a, “Bana karşı hep çok saygılı davranmış, büyük adam muameleleri etmiştir. Nazik ve kibar bir insandır.”diye anlatacaktı Ragıp Bey’i. Ama şu anda bu evliliği, babasının hatırasına saygısızlık olarak görüyordu. Çok kızmıştı. Bu kızgınlığı Selanik’te okula devam ettiği sırada kendi içinde yaşıyordu. Zübeyde Hanım, Balkan Savaşı’ndan sonra (1913), artık Osmanlı toprağı olmaktan çıkan Selanik’i terk ederek Makbule ile birlikte İstanbul’a geldi. Burada Beşiktaş Akaretler’de bir eve yerleşti.

Mustafa, belki yeniden evlendiği için annesine çok kızgındı; ama insanlara, özellikle kadınlara nasıl davranacağını ondan öğrenmişti. Yıllar sonra şöyle bir cümle ile ifade edecekti bu durumu:

“Benim kadınlara ilişkin fikriyatımın oluşmasında en önemli isim annemdir.”
 
Geri
Üst Alt